Muhammet Enes YAKAR
Güz DönemiDoktora Ödevi
Hadis tarihi, Hz. Peygamberden nakledilen hadisleri doğru olarak anlaşılabilmesi için
hadisin tarihi geçmişini ortaya koymaktır. Fıkıh tarihi de geçmişten günümüze fıkhın geçirdiği
merhaleleri ele alarak fıkhın tarihini anlatmaya çalışır. Benzer şekilde tefsir tarihi de tefsir
ilminin doğuşundan günümüze kadar geçirmiş olduğu merhaleleri ele alır. Bu 3 ilim dalının
tarihi incelendiğinde bilginin bütünlüğü bakımından şu sonuçlar ortaya çıkabilir;
1- Kaynakların aynı oluşu: fıkıh, tefsir ve hadis tarihi incelendiğinde elde edilecek ilk
sonuçlardan birisi; kaynaklarının aynı oluşudur. Saydığımız ilim dalları Kur'an-ı Kerim'in nazil
olmasından itibaren başlayarak ilk nüvelerini vermiştir. Hz. Peygamber, Kur'an-ı Kerim'in
inzali esnasında gerek fıkıh alanında gerekse de tefsir ve hadis alanlarında ashabını
bilgilendirmiş ve bu bilgilendirme ashab tarafından sonraki nesillere aktarılmıştır.
2- Hz. Peygamberin sünnetinin açıklayıcı oluşu: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi
incelendiğinde Hz. Peygamberin bu ilim dallarının gelişmesinde aktif rolünün olduğu
görülecektir. Fıkıh, tefsir ve hadis ilimleri temelde iki kaynağa dayanmaktadır bunlardan
birincisi Kur'an-ı Kerim ikincisi ise Hz peygamberin sünnet-i seniyyesidir. Bu bilim dallarının
tarihi incelendiğinde Hz. Peygamberin sünnetinin, Kur'an-ı Kerim'i açıklama ve bağlayıcı olma
yönüyle önemli bir konumunun olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu bilim dalları içerisinde
sonraki dönemlerde çıkan birçok ihtilafın sebebinin de Hz. Peygamberin sünnetinin nasıl
anlaşılacağı hususunda olduğu söylenilebilir.
3- Aktaranların aynı oluşu: Fıkıh, tefsir ve hadis tarih incelendiğinde bu 3 ilim dalını
aktaran veya ilk anlayan kişilerin sahabiler olduğu görülecektir. Kur'an-ı Kerim'i ve onun
açıklamasını bildiren Hz. Peygamber ve ondan duyan bir sahabi nesli bu üç ilim dalının
aktarıcılarıdır. Onlar gerek Hz. Peygamberden aldıkları tefsir ve hadis rivayetlerini veya onun
dini anlayış yönteminden kaynaklanan içtihatlarını sonraki nesillere nakletmişlerdir. Bu üç ilim
dalının tarihi incelendiğinde dikkat çekici bir diğer nokta aktaran sahabilerin neredeyse aynı
oluşudur. Örneğin; hadis rivayetinde öncü olan sahabiler; tefsir rivayetlerinde de bulunmuş aynı
sahabiler fıkıh alanında da içtihat etmişlerdir. Dolayısıyla bu 3 ilim dalının kaynağı aynıdır
denilebilir.
4- Üç ilim dalının da gelişme dönemlerinin aynı oluşu: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi
incelendiğinde, üç ilim dalının sahabeden aktarıldıktan sonra tabiun tarafından geliştirildiğini
görmekteyiz. Bu gelişmeler çoğu zaman farklı görüşlerin ve ihtilafların ortaya çıkması şeklinde
tezahür etmiştir. Bu dönemde dikkat çekici hususlardan birisi de ilimlerin tedvin edilmeye
başlanmasıdır. Literatürler yavaş yavaş oluşmaya başlamış, görüş ayrıldıkları ekol haline
gelmiş ve bir bakıma farklı görüş sahipleri mezhepleşmiştir.
Sonraki dönemlere doğru taklidin yaygınlaşması: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi
incelendiğinde ilk dönemlerde nakillerin sonraki dönemlerde ihtilafın olduğunu görmekteyiz.
Zaman uzadıkça ilim dallarında ortak olarak dikkat çeken şey ise taklidin artmasıdır. İlimler
nakledilmiş farklı görüşler ortaya çıkmış ve bu görüşler neticesinde belli gruplar oluşmuştur.
Sonraki dönemlerde ise bu görüşleri takip edenler silsilesi ortaya çıkmıştır. Bu dönemde bilim
dallarında köklü değişiklikler meydana gelmemekle birlikte genel olarak ilim adamları ortaya
çıkan ekollerden birisini tercih etmiş ve o ekolün düşünce sistemine göre çalışmalar yapmıştır.
6- Dini bilenlerin görüş bildirmesi: Hadis, tefsir ve fıkıh tarihi incelendiğinde önde gelen
isimlerin dini anlama ve yorumlamada öncü isimler olduğu dikkat çekecektir. Buradan
kanaatimizce şu sonuç çıkabilir; dini bilen insanlar bu bilgilerinden geri durmamış gerek hadis
gerek tefsir gerekse fıkıh alanında görüşlerini serdetmişlerdir. Günümüz mantığı ile
değerlendirildiğinde bilginin geriye bırakılması veya bilenin bildiğini açıklamaktan geri
durması gibi bir durum söz konusu değildir. Bilgi öncelenmiş, bilen kişi görüşlerini serdetmiş
ve bunun üzerine hayat nizam edilmiştir.
7- Siyasi ihtilafların görüş ayrılıklarına sebep olması: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi
incelendiğinde ortaya çıkan siyasi ihtilafların birçok görüş farklılığının ortaya çıkmasına sebep
olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu farklılıkların fıkıhta mezhep oluşumuna, tefsirde Kur'an
ayetlerinin farklı yorumlanmasına, hadiste ise hem farklı yorum hem de hadis uydurma
faaliyetlerinin meydana gelmesine sebep olduğudur. Ortaya çıkan siyasi ihtilaflar farklı
anlayışlara sebep olmuş bunun bir neticesi olarak da birçok farklı görüş oluşmuştur.
0 Yorum -
Yorum Yaz
ROMA WIJAYA
23922727
Tefsir ve hadis/usul fıkhının tarihini görmek için aşağıdaki hususları anlamamız gerekir:
1. Hadislerin yayılma sürecinin bilinmesi, insanlar ile Peygamber arasındaki zaman aralığı göz önüne alındığında çok önemlidir. Ancak, mekân ve zaman sınırlamaları Peygamber Efendimiz'in getirdiği mesajın iletilmesine engel teşkil etmemiştir. Çünkü sahabe ve sonraki nesil (Tabi'in), mevcut hadis kitapları bulunana kadar hadis rivayet etmeye devam etmiştir. Hadisin gelişim tarihini incelemek, hem tarihinin gelişimi hem de kitaplaştırılması çok gereklidir. Çünkü bu, hadis ilminin ayrılmaması gereken bir parçası olarak görülmektedir. Hadis ilminin büyüme ve gelişme tarihini incelemeden hadis öğrenenlerin izlediği yol gerçekten karanlıktır. Tabi'in, Kur'an ve Hadis'i öğrenen insanlardır. Yani sahabeler ya da Peygamberle doğrudan görüşmeyen Müslümanlar aracılığıyla. İmamlar tabi'in döneminin sonunun hicri 150, atba'at-tabi'in döneminin sonunun ise hicri 220 olduğu konusunda hemfikirdirler.
2. Sünnet / Hadis etimolojik olarak Tariqoh Mahmudah (övgüye değer yol) veya madmumah (aşağılık). Terminolojiye göre ise Sünnet, Peygamber Muhammed S.A.V.'in doğasında olan her şeydir; sözleri, fiilleri, takrir/kararlılık, halqiyah doğası, kholqiyah ve sirah, ayrıca Peygamber'in görevlendirilmeden önceki ve sonraki hali.
3. Tefsir tarihini anlamak için öncelikle Kur'an-ı Kerim'in tenzil tarihini anlamak gerekir. Muhammed'in bu şekilde davranmasının mantıksal nedenleri hakkında bilimsel görüşler vardır (daha spesifik olarak, Muhammed bir keresinde vahyi nefessiz kalarak, ağzı köpürerek, bazen bayılma noktasına gelerek almıştır), bazıları Muhammed'in epilepsi (Weil) veya aşırı heyecan uyarımı yaşadığını iddia etmektedir.
4. Hadis ve Kuran'ın tarihi, Kuran'ın Muhammed peygamberin ölümünden sonra nasıl anlaşılabileceğine yol açar. Daha sonra Kur'an'ın anlamının yorumlanması doğdu, Peygamber'den sonra müfessir olarak bildiğimiz İbn Abbas Kur'an'ı yorumlayan bir Sehebi. Bu nedenle İbn Abbas figürü çok dikkat çekicidir, çünkü tarih yorumunun ortaya çıkışı neredeyse onun üzerinden anlatılır. Dalları olduğu kadar ilkeleri de anlamamız gerekir. Çünkü Kur'an zaman zaman ayrıntılı öğretiler verir, bu nedenle bir açıklamaya ihtiyaç duymaz, ancak öte yandan Kur'an evrensel öğretiler de içerir, bu nedenle bir beyana ihtiyaç duyar. Bu, Peygamber'in sünnetinde bulunabilir, çünkü sünnet İslam'ın ikinci kaynağıdır.
0 Yorum -
Yorum Yaz
Bilimler Arası Etkileşim Hakkında;
Hadis tarihi, Hz. Peygamberden nakledilen hadisleri doğru olarak anlaşılabilmesi için hadisin tarihi geçmişini ortaya koymaktır. Fıkıh tarihi de geçmişten günümüze fıkhın geçirdiği merhaleleri ele alarak fıkhın tarihini anlatmaya çalışır. Benzer şekilde tefsir tarihi de tefsir ilminin doğuşundan günümüze kadar geçirmiş olduğu merhaleleri ele alır. Bu 3 ilim dalının tarihi incelendiğinde bilginin bütünlüğü bakımından şu sonuçlar ortaya çıkabilir;
1- Kaynakların aynı oluşu: fıkıh, tefsir ve hadis tarihi incelendiğinde elde edilecek ilk sonuçlardan birisi; kaynaklarının aynı oluşudur. Saydığımız ilim dalları Kur'an-ı Kerim'in nazil olmasından itibaren başlayarak ilk nüvelerini vermiştir. Hz. Peygamber, Kur'an-ı Kerim'in inzali esnasında gerek fıkıh alanında gerekse de tefsir ve hadis alanlarında ashabını bilgilendirmiş ve bu bilgilendirme ashab tarafından sonraki nesillere aktarılmıştır.
2- Hz. Peygamberin sünnetinin açıklayıcı oluşu: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi incelendiğinde Hz. Peygamberin bu ilim dallarının gelişmesinde aktif rolünün olduğu görülecektir. Fıkıh, tefsir ve hadis ilimleri temelde iki kaynağa dayanmaktadır bunlardan birincisi Kur'an-ı Kerim ikincisi ise Hz peygamberin sünnet-i seniyyesidir. Bu bilim dallarının tarihi incelendiğinde Hz. Peygamberin sünnetinin, Kur'an-ı Kerim'i açıklama ve bağlayıcı olma yönüyle önemli bir konumunun olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu bilim dalları içerisinde sonraki dönemlerde çıkan birçok ihtilafın sebebinin de Hz. Peygamberin sünnetinin nasıl anlaşılacağı hususunda olduğu söylenilebilir.
3- Aktaranların aynı oluşu: Fıkıh, tefsir ve hadis tarih incelendiğinde bu 3 ilim dalını aktaran veya ilk anlayan kişilerin sahabiler olduğu görülecektir. Kur'an-ı Kerim'i ve onun açıklamasını bildiren Hz. Peygamber ve ondan duyan bir sahabi nesli bu üç ilim dalının aktarıcılarıdır. Onlar gerek Hz. Peygamberden aldıkları tefsir ve hadis rivayetlerini veya onun dini anlayış yönteminden kaynaklanan içtihatlarını sonraki nesillere nakletmişlerdir. Bu üç ilim dalının tarihi incelendiğinde dikkat çekici bir diğer nokta aktaran sahabilerin neredeyse aynı oluşudur. Örneğin; hadis rivayetinde öncü olan sahabiler; tefsir rivayetlerinde de bulunmuş aynı sahabiler fıkıh alanında da içtihat etmişlerdir. Dolayısıyla bu 3 ilim dalının kaynağı aynıdır denilebilir.
4- Üç ilim dalının da gelişme dönemlerinin aynı oluşu: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi incelendiğinde, üç ilim dalının sahabeden aktarıldıktan sonra tabiun tarafından geliştirildiğini görmekteyiz. Bu gelişmeler çoğu zaman farklı görüşlerin ve ihtilafların ortaya çıkması şeklinde tezahür etmiştir. Bu dönemde dikkat çekici hususlardan birisi de ilimlerin tedvin edilmeye başlanmasıdır. Literatürler yavaş yavaş oluşmaya başlamış, görüş ayrıldıkları ekol haline gelmiş ve bir bakıma farklı görüş sahipleri mezhepleşmiştir.
5- Sonraki dönemlere doğru taklidin yaygınlaşması: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi incelendiğinde ilk dönemlerde nakillerin sonraki dönemlerde ihtilafın olduğunu görmekteyiz. Zaman uzadıkça ilim dallarında ortak olarak dikkat çeken şey ise taklidin artmasıdır. İlimler nakledilmiş farklı görüşler ortaya çıkmış ve bu görüşler neticesinde belli gruplar oluşmuştur. Sonraki dönemlerde ise bu görüşleri takip edenler silsilesi ortaya çıkmıştır. Bu dönemde bilim dallarında köklü değişiklikler meydana gelmemekle birlikte genel olarak ilim adamları ortaya çıkan ekollerden birisini tercih etmiş ve o ekolün düşünce sistemine göre çalışmalar yapmıştır.
6- Dini bilenlerin görüş bildirmesi: Hadis, tefsir ve fıkıh tarihi incelendiğinde önde gelen isimlerin dini anlama ve yorumlamada öncü isimler olduğu dikkat çekecektir. Buradan kanaatimizce şu sonuç çıkabilir; dini bilen insanlar bu bilgilerinden geri durmamış gerek hadis gerek tefsir gerekse fıkıh alanında görüşlerini serdetmişlerdir. Günümüz mantığı ile değerlendirildiğinde bilginin geriye bırakılması veya bilenin bildiğini açıklamaktan geri durması gibi bir durum söz konusu değildir. Bilgi öncelenmiş, bilen kişi görüşlerini serdetmiş ve bunun üzerine hayat nizam edilmiştir.
7- Siyasi ihtilafların görüş ayrılıklarına sebep olması: Fıkıh, tefsir ve hadis tarihi incelendiğinde ortaya çıkan siyasi ihtilafların birçok görüş farklılığının ortaya çıkmasına sebep olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu farklılıkların fıkıhta mezhep oluşumuna, tefsirde Kur'an ayetlerinin farklı yorumlanmasına, hadiste ise hem farklı yorum hem de hadis uydurma faaliyetlerinin meydana gelmesine sebep olduğudur. Ortaya çıkan siyasi ihtilaflar farklı anlayışlara sebep olmuş bunun bir neticesi olarak da birçok farklı görüş oluşmuştur.
0 Yorum -
Yorum Yaz
Tefsir ve hadis/usul fıkhının tarihini görmek için aşağıdaki hususları anlamamız gerekir:
1. Hadislerin yayılma sürecinin bilinmesi, insanlar ile Peygamber arasındaki zaman aralığı göz önüne alındığında çok önemlidir. Ancak, mekân ve zaman sınırlamaları Peygamber Efendimiz'in getirdiği mesajın iletilmesine engel teşkil etmemiştir. Çünkü sahabe ve sonraki nesil (Tabi'in), mevcut hadis kitapları bulunana kadar hadis rivayet etmeye devam etmiştir. Hadisin gelişim tarihini incelemek, hem tarihinin gelişimi hem de kitaplaştırılması çok gereklidir. Çünkü bu, hadis ilminin ayrılmaması gereken bir parçası olarak görülmektedir. Hadis ilminin büyüme ve gelişme tarihini incelemeden hadis öğrenenlerin izlediği yol gerçekten karanlıktır. Tabi'in, Kur'an ve Hadis'i öğrenen insanlardır. Yani sahabeler ya da Peygamberle doğrudan görüşmeyen Müslümanlar aracılığıyla. İmamlar tabi'in döneminin sonunun hicri 150, atba'at-tabi'in döneminin sonunun ise hicri 220 olduğu konusunda hemfikirdirler.
2. Sünnet / Hadis etimolojik olarak Tariqoh Mahmudah (övgüye değer yol) veya madmumah (aşağılık). Terminolojiye göre ise Sünnet, Peygamber Muhammed S.A.V.'in doğasında olan her şeydir; sözleri, fiilleri, takrir/kararlılık, halqiyah doğası, kholqiyah ve sirah, ayrıca Peygamber'in görevlendirilmeden önceki ve sonraki hali.
3. Tefsir tarihini anlamak için öncelikle Kur'an-ı Kerim'in tenzil tarihini anlamak gerekir. Muhammed'in bu şekilde davranmasının mantıksal nedenleri hakkında bilimsel görüşler vardır (daha spesifik olarak, Muhammed bir keresinde vahyi nefessiz kalarak, ağzı köpürerek, bazen bayılma noktasına gelerek almıştır), bazıları Muhammed'in epilepsi (Weil) veya aşırı heyecan uyarımı yaşadığını iddia etmektedir.
4. Hadis ve Kuran'ın tarihi, Kuran'ın Muhammed peygamberin ölümünden sonra nasıl anlaşılabileceğine yol açar. Daha sonra Kur'an'ın anlamının yorumlanması doğdu, Peygamber'den sonra müfessir olarak bildiğimiz İbn Abbas Kur'an'ı yorumlayan bir Sehebi. Bu nedenle İbn Abbas figürü çok dikkat çekicidir, çünkü tarih yorumunun ortaya çıkışı neredeyse onun üzerinden anlatılır. Dalları olduğu kadar ilkeleri de anlamamız gerekir. Çünkü Kur'an zaman zaman ayrıntılı öğretiler verir, bu nedenle bir açıklamaya ihtiyaç duymaz, ancak öte yandan Kur'an evrensel öğretiler de içerir, bu nedenle bir beyana ihtiyaç duyar. Bu, Peygamber'in sünnetinde bulunabilir, çünkü sünnet İslam'ın ikinci kaynağıdır.
0 Yorum -
Yorum Yaz